
Tasarım ilkeleri, bir yapının nasıl algılandığını sessizce yöneten kurallardır. Çoğu insan bunları adlandıramaz; ama bir mekâna girdiğinde huzur ya da huzursuzluk olarak hisseder. İyi mimarlık, bu ilkeleri bir kısıt değil, bir düzenleme aracı olarak kullanır.
Temel ilkeler
Oran ve ölçek
Parçaların birbirine ve insan bedenine göre boyutu. Doğru oran, bir kapıyı davetkâr, yanlış oran ise ezici kılar.
Ritim ve tekrar
Pencerelerin, kolonların ya da boşlukların düzenli yinelenmesi göze bir müzik gibi okunur ve mekânı okunur kılar.
Denge ve simetri
Simetri durağan bir dinginlik verir; dengeli asimetri ise canlı ama düzenli bir gerilim kurar.
Hiyerarşi
Bir yapıda neyin önemli olduğunu boyut, konum ve ışıkla belli etmek: giriş kapısını bir vitrin gibi öne çıkarmak gibi.
Boşluğun değeri
Mimarlıkta çoğu zaman en güçlü öge, dolu değil boş olandır. Bir avlu, bir galeri boşluğu ya da iki kütle arasındaki nefes; yapıya ölçek kazandırır ve gözü dinlendirir. Deneyimli bir tasarımcı, neyi ekleyeceği kadar neyi çıkaracağını da bilir. Bu, boşluğu bir eksiklik değil, bilinçli bir malzeme olarak görmek demektir.
İlkeler nasıl birlikte çalışır?
Bu ilkeler ayrı ayrı ezberlenecek maddeler değildir. Bir cephedeki pencere ritmi, aynı anda hem oranı hem hiyerarşiyi kurar; bir merdivenin konumu hem dengeyi hem dolaşımı belirler. Tasarımın ustalığı, tek bir kararla birden fazla sorunu aynı anda çözebilmektedir. Bu ilkelerin ışıkla ilişkisini mekân ve doğal ışık yazısında, malzemeyle ilişkisini ise malzeme ve doku yazısında sürdürüyoruz.
Kısa bir egzersiz: sevdiğiniz bir binaya bakın ve neden hoşunuza gittiğini bu dört ilkeyle açıklamayı deneyin. İsim veremeseniz bile, çoğu zaman biri devrededir.